ENGLISH

Arkeolojik Ören Yerleri

PERGAMON‘UN TARİHÇESİ

Anadolu’nun yerli dilinde “kale”, “müstahkem mevki” anlamına gelen Pergamos veya Pergamon ismine Antik Çağda ilk olarak Xenephon’nun “Anabasis” (Onbinlerin Dönüşü) adlı eserinde rastlamaktayız. Pergamon akropolünde M. Ö. 3. ve 2. binyıllara ve öncesine ait buluntulara rastlanılmasa da, kale etekleri ile Kaikos ovasında Tunç Çağı’na ve Prehistorik dönemlere ait buluntular tespit edilmiştir. Akropolde daha erken dönem buluntularına rastlanılmamasının nedeni, topografyayla doğrudan bağlantılıdır. Çünkü her yeni yapılaşma sırasında alan tıraşlanmıştır. Bugün görebildiğimiz kalıntılar Hellenistik Çağ ve sonrasına aittir. Büyük İskender, M.Ö. 334 yılında Marmara Denizi sahilindeki Granikos Nehri kıyısında Persleri yenip Pergamon ve bütün Anadolu’ya hakim olmuştur.  İskender’in  Pers ordu komutanının karısı Barsine’den Herakles adını verdikleri bir oğlu dünyaya gelmiştir. İskender doğuya doğru seferine devam ederken Barsine ve oğulları Herakles’i, muhtemelen çok korunaklı bir kaleye sahip olduğu için Pergamon’a yerleştirmiştir.

AMPHİTİYATRO

Anadolu’da bilinen iki amphitiyatrodan biri olan Pergamon amphitiyatrosunun henüz kazısı yapılmamıştır. Büyük bir kısmı korunan ve bir dere üzerine inşa edilen amphitiyatroda tiyatro oyunlarının yanısıra gladyatör dövüşleri, ve su oyunları da düzenlenmekteydi.

ASKLEPEİON

Pausanias’a göre Pergamon’a Asklepios kültü, Madra(Pindaros) Dağı’nda avlanırken ayağından yaralanan Arkhias tarafından, M.Ö. IV. yüzyılda Epidauros’dan getirilmiştir. Hellenistik Dönemde önemli bir sağlık merkezi olan Pergamon Asklepionu, M.Ö. 1. yüzyıldan başlayarak yaklaşık 200 yıllık bir düşüş dönemi yaşanmıştır. M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus döneminde antik dünyanın en önemli sağlık, bilim ve entellektüelite merkezi haline gelmiştir. Pergamon Asklepion’unda bugün gördüğümüz kalıntıların çoğu M.S. II. yüzyılda İmp. Hadrian döneminde inşa edilmiştir. Bu yeni yapılaşmayla alan, 3 boyutlu simetriye göre kurgulanmış bir plan çerçevesinde restore ediliştir. Bu dönemde oldukça ünlenen Pergamon Asklepion’una, Roma İmparatorlarından Marcus Aurelius(M.S.161-180) ve Caracalla(M.S. 198-217) şifa bulmak için gelmişlerdir. Ayrıca burasının Roma dönemi entelektüellerinin buluşma yeri haline geldiğini Aelius Aristeides’den öğrenmekteyiz. Pergaon Asklepionu ayrıca bir hastası nedeni ile de önemlidir. Hadrianoutherai’lı (Balıkesir) olan A. Aristeides Roma’da retorik eğitimi almış iyi bir hatip ve yazardır. 13 yıl boyunca Pergamon Asklepion’una gelip tedavi olan ve buradaki uygulamaları yazan Aristeides’den, Pergamon Asklepionu ve uygulanan tedavi yöntemleri hakkında bilgiler öğrenmekteyiz.

ATHENA TAPINAĞI

Bugün kentin en eski yapısı olan ve Pergamon kentinin koruyucu tanrıçası Athena’ya adanan tapınağın Barsine tarafından (M. Ö. 330-325) yaptırıldığı düşünülmektedir. Tapınağın bulunduğu kutsal alan Pergamon kralları tarafından geliştirilerek galeriler eklenmiş ve bu Kutsal Alan; devlet arşivi, müze, tören meydanı, milli galeri ile eğitim ve sanat merkezi olarak da kullanılmıştır. Kutsal Alanda, başka ülkelerle Pergamon Krallığı arasındaki ilişkileri gösteren yazıtlar ve Athena’ya adanmış çok sayıda heykel ve adak armağanları da yer almaktaydı.

KÜTÜPHANE

Athena Kutsal Alanının kuzey galerisine bitişik olarak yapılan kütüphane ile Pergamon’un ana tapınağı aynı zamanda bir “bilim tapınağı” olmuştur. Pergamon Kraliyet kütüphanesi olarak anılan bu kütüphanede antik kaynaklara göre 200 bin rulo kitap bulunmaktaydı. Yazım malzemesi olarak kullanılan papirüsün, İskenderiye ile Pergamon arasındaki rekabetten dolayı Pergamon’a gönderilmemesi sonucunda, Pergamon Krallığı da hayvan derisinden elde edilen parşömeni icat ederek kitap yazımına devam etmiştir. Pergamon Krallık Kütüphanesi yine antik kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla M.Ö. 41-40 yıllarında Doğu’nun Romalı hakimi Antonius tarafından Kraliçe Kleopatra’ya hediye edilmiştir.

BERGAMA MÜZESİ

Bergama Müzesi 30 Ekim 1936 tarihinde açılmış ve Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Arkeolojik Kazı Müzesidir. Müze binası, Zeus Sunağı planı dikkate alınarak hazırlanmıştır. 1979 yılında da Müze’ye etnografya bölümü eklenmiştir. Müzedeki Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik dönemlere ait arkeolojik eserlerin çoğu Bergama ve çevresinde yapılan kazılardan çıkmıştır. Civardaki antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon heykeltraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion'dan gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları dikkat çekmektedir. Etnografya salonunda bölgeye ait dünyaca ünlü Bergama halı ve kilim (Yuntdağ, Yağcıbedir, Kozak Bergama dokumaları), kumaş dokuma örnekleri, el emeği işlemeler sergilenmektedir

KALE TİYATROSU

Pergamon’da Hellenistik Dönemde Kale Dağında inşa edilen Tiyatro, antik dünyanın en dik caveasına sahip olma özelliğini taşımaktadır. Bu diklik arazinin eğiminden kaynaklanmaktadır. Anakaya tıraşlanarak oturma sıraları (cavea) yapılırken, tiyatronun sahne binasına alan oluşturmak için istinat duvarlarıyla teras oluşturulmuştur. Bu terası oluşturmak için arazinin durumuna göre 2,3 ve 4 katlı istinat duvarı yapılmıştır. İstinat duvarlarıyla oluşturulan tiyatronun sahne terası, yaklaşık 250 metrelik uzunluğu ile yine antik dünyanın en uzun galerili tiyatro terası olmuştur. Terasın kuzey bitiş ucuna tiyatro ile de bağlantılı olarak Dionysos tapınağı inşa edilmiştir. Tiyatronun olağanüstü dik caveası ile uzun tiyatro terasının yanısıra sabit olmayan sahne binası, Hellenistik mimarinin en şaşırtıcı dizaynlarından birisidir. Dionysos tapınağına gidebilmek için sahne binasının olduğu alandan geçmek gerekiyordu. Bunun için sahne binası ahşaptan yapılmıştı ve istenildiği zaman sökülüp tekrar kurulabiliyordu. Bugün bu ahşap konstrüksiyonun taşıyıcı direklerinin oturtulduğu sabit delikli dört köşe taş bloklar halen yerinde görmek mümkündür.

KYBELE KUTSAL ALANI

Pergamon’da Hellenistik Çağ’da Ana Tanrıça Kybele kültü oldukça yaygındır. Bugün antik kentin çevresinde  bir çok Kybele Kutsal Alanı tespit edilmiştir. Bunlardan en önemlisi Kapukaya köyündeki kaya tapınağıdır. İçinde kutsal suyu olan doğal bir mağaranın ön kısmında, sunular için oluşturulmuş düz bir platformu bulunmaktadır. Ana kayada irili ufaklı bir çok niş ve basamaklar yer almaktadır. Tapınağın çevresine ise Roma Çağında buraya gelen hacıların konaklamaları için mekanlar inşa edilmiştir.

SERAPEİON (KIZIL AVLU)

Tapınak, Roma İmparatoru Hadrianus’un imparatorluğu sırasında (M.S. 117-138) Mısır tanrısı Serapis adına inşa edilmiştir. Tapınak tamamen tuğladan inşa edildiği için bugün halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinmektedir. Oysa, tapınak ilk yapıldığı dönemde tamamen mermerle kaplıydı. Tapınağı kentin merkezi bir yerine inşa edebilmek için, yaklaşık 200 metre uzunluğunda iki tonozla Selinos Nehri kontrol altına alınmış ve tapınak bu nehrin üzerine inşa edilmiştir. Avlusuyla birlikte 270 metre uzunluğunda ve 100 metre genişliğinde olan tapınak, dönemin en büyük tapınaklarından biridir. Tapınak M.S. 5. Yüzyılda kiliseye çevrilmiştir. Avlusunun sınırları içinde havra yapısı da yer almaktadır. Bugünde kuzey yuvarlak kule cami olarak kullanılmaktadır.

SU SİSTEMİ

Pergamon akropolünde ve yukarı kentte su kaynağı mevcut değildi. Bu ihtiyaç, yağmur suyunun biriktirildiği, su sarnıçlarıyla karşılanmıştır. Bugüne kadar kazısı yapılan evlerin, hemen hemen hepsinin altında su sarnıcı bulunmaktaydı. Bazı binaların ise birden fazla sarnıcı bulunmaktaydı. II. Eumenes döneminde 42 km uzaklıkta Madra Dağı’nda getirilen basınçlı su hattı ile bir teknolojik gelişime imza atılmıştır. Kale Dağından 900 metre yukarıda, 1230 metre yüksekliğinde %2’lik bir eğimle getirilen su, Kale Dağının 3 km (kuş uçuşu) kuzeyinde bir su deposuna ulaşıyordu. Su, bu havuzdan yaklaşık 200 m aşağıya bir çukura inip oradan Kale Tepesine çıkmaktadır. Bileşik kaplar sistemine göre çalışan bu su hattında kurşun borular kullanılmıştır. Roma Döneminde ise yine Madra Dağında getirilen başka bir su hattı, Kale Dağının kuzeyinde iki su kemeri kullanılarak vadi aşılmıştır. Bu su kemerlerine ait kalıntılar bugüne çok iyi bir şekilde görülebilmektedir. Bu su kemerlerinden kuzeyde olanı 540 m uzunluğunda, 35m yükseklinde ve üç katlıydı. Roma Döneminin en büyük su kemerlerinden biri olan bu su kemerinin birinci katı iyi korunmuş bir durumda günümüze ulaşmıştır. Soma’dan 55km mesafe katedilerek Pergamonna getirilen bir diğer Roma Dönemi su hattı üzerinde ise 40 tane su kemeri inşa edilmiştir. Bunlardan İlyas Çayı(Karkasos) üzerinde bulunan 40 m yüksekliğinde 500 m uzunluğundaki su kemeri, bu haliyle, Fransa’da Nimes yakınında bulunan 50 m yüksekliğindeki Pont du Gard’dan bir misli daha uzun ve ondan çok az alçaktı. 3’ü Osmanlı Dönemine ait toplam 9 su hattıyla,  Pergamon, antik dünyanın en önemli su hatlarına sahiptir.

YIĞMA TEPE TÜMÜLÜSÜ

Bergama’daki en büyük tümülüstür ve büyük bir ihtimalle de Pergamaon Krallarından birine aittir. Antik Çağ’da Pergamon’a gelen kişilerin önüne ilk olarak bu oldukça büyük bu görkemli Tümülüs çıkar. Bir bakıma kale tepesinin görüntüsünü engellemekteydi. Fakat gelen ziyaretçi tümülüsün hemen arkasından Kale Tepesinin görüntüsünü görünce daha çok etkilenmektedir. Ayrıca Tümülüs, kentin koruyucu tanrıçası olan Athena’ya adanmış kutsal alanla da  doğrusal bir aks üzerinde yer almaktadır.   

ZEUS SUNAĞI

Athena Kutsal Alanından 25 metre alt koddaki terasta yer alan Zeus Sunağı, büyüklüğü ile bir tapınak görünümündedir. Öyleki Athena Tapınağı, Zeus Sunağının iç avluna sığacak boyutlardadır. 10 metre yüksekliğindeki mermer yapı, 35 metre genişliğinde ve 33 metre derinliğindedir. Yapının inşasına, M.Ö. 180 yıllarında Pergamon Kralı II. Eumenes’in Galatları Magnesia’da kesin bir şekilde mağlup etmesinden sonra başlanmıştır. Sunak, üzerindeki kabartmalarıyla ön plana çıkmaktadır. Tanrılarla gigantlar arasındaki savaşı anlatan büyük frizdeki kabartmalar Hellenistik Çağ’ın en önemli plastik eserleridir.  Hem tanrılar hem de Gigantlar için yaş cins ve semboller olağanüstü zenginlikte bir ikonografi içinde kullanılmıştır. Figürlerdeki yüksek barok üslup, kazanan tanrıların olağan üstü güçleri ile saldırgan gigantların hırslı mücadeleleri gibi insanüstü bir dünyayı ifade etmektedir. Hellenistik Barok üslup Pergamon Büyük Sunakta işlenen Gigantomakhia ile en üst seviyeye ulaşmıştır. Büyük Sunağın etrafını saran ve duyguların en üst düzeyde abartılarak anlatıldığı yüksek barok üsluptan sonra Sunağın avlusunda her tarafa yayılan sakinliğiyle Attalos sülalesinin kahramansal mitolojik kökenini anlatan Telephos Frizi yer almaktadır.